Bugün, klasik müzik dinleyicisi olmayanlara da tanıdık
gelebilecek bir eser için barok döneme yol alıyoruz. Bu esere, farklı yerlerde tesadüf etmiş olabilirsiniz. Kafelerde, mağazalarda fon müziği olarak işitmiş ya da reklamlarda denk gelmiş olmanız olasıdır. Popüler kültürdeki bıkkınlık yaratan kullanımına rağmen, klasik müzik repertuarındaki değeri azalmamıştır. 300 yıl öncesinden bize seslenen, yaratıcısı Antonio Vivaldi’ye yönelik merakımız da artmıştır üstelik...
18. Yüzyıl Venedik’inde müzik hayatı, kilise,
tiyatro ve ‘ospedale’ olarak adlandırılan dini yetimhaneler sayesinde
canlanmış, şehir gece gündüz müzikle yaşamıştır. Müzik, yetim ve evlilik
dışı doğan kız çocuklarının bakımını üstlenen yetimhanelerin eğitim
programlarında önemli bir yer tutmuş, ünlü müzisyenler bu kurumların eğitim kadrolarına dahil olmuşlardır.
Henüz 26 yaşındayken rahip olan ve saçlarının rengi
sebebiyle ‘Kızıl Papaz’ lakabını alan Vivaldi de, uzun yıllar boyunca, bu
yetimhanelerden biri olan ‘Ospedale della Pieta’da öğretmenlik yapmıştır. ‘Pieta’, zamanla en ünlü kurumlardan biri olmuş, konser verdiği salonlar, müzikseverlerle dolmuştur. Bu başarı, Vivaldi’nin yüksek standartta verdiği eğitim ve 'Pieta'nın orkestrası ve korosunun icrası için bestelediği eserlerle de mümkün olmuştur.
