Bu Blogda Ara

beethoven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beethoven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2014 Çarşamba

HAYVANLAR KARNAVALI - KUĞU


Çoğumuz şöyle bir cümleye denk geldik sanırım: ‘henüz ufacık bir çocuktum, şarkı söylemeye (resim yapmaya, dans etmeye, müzik aleti çalmaya...) başladım.’ Bazen kurmacadır bu, kişinin doğuştan gelen bir yeteneğe sahip olduğu vurgusuna ihtiyaç duyulur. Ancak kimileri dolu dolu söyleyebilir ve  Fransız besteci Camille Saint-Saëns kesinlikle ikinci gruba dahildir.

Camille, henüz iki yaşındayken okuyup yazabilmekte, sonraki sene beste yapabilmekteydi. Beş yaşındayken ilk piyano resitalini veren, yedisinde latince okuyan ve adeta bir yetişkin gibi botanik ve pul bacaklılara ilgi geliştiren bir çocuğa ne demeli? Harika çocuk, elbette... Onbir yaşındayken verdiği konserin Bis'inde ‘Beethoven’ın hangi sonatını çalmamı istersiniz’ diye sormuştur. Seyirci 32 sonat içerisinden hangisini talep etti bilgimiz yok ancak konserden sonra ‘günün adamı’ ilan edildiği biliniyor. Ve Fransa’nın ‘Mozart’ı olarak gösterildiği. Sonra ne olmuş da, Fransa dışında pek tanınmayan bir isim olarak kalmış, insan merak ediyor.

6 Şubat 2014 Perşembe

5. SENFONİ


Bazı eserleri, ilk dinlemelerimizde değil, çok sonraları severiz. Avusturyalı orkestra şefi ve besteci Gustav Mahler’in 5. senfonisi* benim için böyle bir eserdir. En sevdiğim bölümü, ‘Venedik’de Ölüm’ filminin tema müziği de olan, böylelikle 5. Senfoni’den çok daha önce kitlelere ulaşan 4. Bölüm yani ‘adagietto’dur.* Alman yazar Thomas Mann’ın romanından uyarlanmış olan 1971 yapımı film, Cannes Film Festivali Özel Ödülü’nü, film müziğiyse Bafta Ödülü’nü almıştır.

Film, sağlık problemleri yaşayan besteci Gustav von Aschenbach’ın (Dirk Bogarde), Venedik’deki bir otelde, oraya ailesiyle birlikte gelmiş olan genç Tadzio (Björn Andresen) ile karşılaşmasıyla başlar. Saygın ve içe kapanık bir kişi olan Aschenbach, delikanlının güzelliği karşısında saplantılı ancak gizli bir tutkuya kendini bırakır. Aschenbach ve Tadzio arasındaki ilişki, bakışmalar üzerinden yürür ve ne resmi bir tanışma ne de karşılıklı konuşmaya evrilir. Bu sırada şehirde kolera salgını baş göstermiştir.

Final sahnesi kadar, Aschenbach’ın kendisini Venedik’den ayrılmaya zorladığı ancak istasyona vardığında, valizlerinin başka bir güzergaha yüklenmiş ve ondan önce hareket etmiş olmasını bahane ederek Venedik’te kalmaya karar verdiği sahne, çarpıcıdır. Aschenbach, dikkatsizlikleri nedeniyle yetkililerle tartışmayı sürdürürken, bunun yeniden otele dönmek ve Tadzio’yu görmeye devam etmek şansını kendine veren, kaderin hoş bir cilvesi olduğunu düşünmektedir. Tam bu sırada istasyonda yere yığılıp ölen birini görür. Bu görüntü üzerinden seyirci, kaderin sessizce yerine geldiğini, bu kararın, ölüme kalış olduğunu anlar. Aschenbach, bunun adını o an koyamasa da, ürperir...